Sevdiğini Kaybetmek

Hepimiz sevdiğimiz kişinin ölümü karşısında kendimizi  aciz hissederiz.  Kaybettiğimiz kişi bizim için ne kadar değerliyse yasımız da o kadar derindir.  Yas sürecinin ilk aşamasında ölümün gerçek olmadığı düşüncelerinle kendimizi avuturuz.  Zamanla dış gerçeklik iç dünyamızla örtüşmediğinden hüzün hislerini derinden duymaya başlarız.  Bu süreçte hissettiğimiz üzüntünün verdiği acıdan kurtulabilmek için  sevdiğimiz kişinin kaybından çok etkilenmemiş gibi gözükmeye çalışırız.  Kaybettiğimiz kişinin ölümünü kabüllenmemiz ancak duygularımızı gizlemeden ve bastırmadan yaşayabilmemiz sayesinde gerçekleşir.  Bunun aksine güçlü görünmeye veya ağlamamaya çalışmak yasın uzamasına sebep olur.

Yas tutma sürecinde tedirgin ve değişken durumda olan iç dünyamızı düzenlemeye ve denge kurmaya çalışırız.  Kaybettiğimiz kişinin dünyasıyla kendi yaşamımızın yakından bağları varsa, o kişinin ölümü geleceğimizle ilgili hayallere de son verir.  Bu dönemde yapacağımız değerlendirmeler bizi duygusal anlamda zenginleştireceği gibi yeni kişiliğimizi oluşturmamızda yardımcı olacaktır. 

Yas tutmanın amacı kaybettiğimiz kişiyi unutmaya çalışmak değil zamanla onunla olan hatıralarımızı daha az acıyla anabilmeyi başarmaktır.  Sevdiğimiz kişinin geride bırakmış olduğu katkıları yansıtmak, kendisinin bize ne şekilde ilham vermiş olduğunu ve yaşamının anlam ve amacının neler olduğunu anlamaya çalışmak onun anlamsız gibi görünen ölümüne yeni bir perspektif verir.

Psk. Dr. Nil Alptekin